KESİNLEŞMİŞ DAVALAR UYARLAMA

5252 sayılı yasa 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlük ve uygulaması ile ilgilidir. 5252 sayılı yasa, yasanın özel yasaları, bilhassa çek yasasını da kapsadığı doğrultusunda bir düzenleme içermemektedir. Yasanın 1 ve 2. maddeleri şöyledir:

Amaç

MADDE 1. - (1) Bu Kanunun amacı, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2. – (1) Bu Kanun, diğer kanunlarda, yürürlükten kaldırılan 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununa yapılan yollamaları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümleri ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması için diğer kanunlarda yapılan değişiklikleri, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne suretle hüküm kurulacağına ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin hükümleri kapsar.

5941 sayılı yasanın yürürlük ve uygulamasına ilişkin bir düzenleme yasanın kendisine eklenebileceği gibi, 5252 yasılı yasa hükümlerinin veya sadece 9. madde hükümlerinin 5941 sayılı yasa için geçerli olacağı yasaya eklenebilirdi. 5237 sayılı yasanın uygulanması için konulan hükümlerin özel yasaları da kapsadığını söyleyemeyiz.

KESİNLEŞMİŞ ADLİ PARA CEZALARINA 5941 SAYILI YENİ ÇEK YASASININ LEHE HÜKÜMLERİ NASIL UYGULANACAK? USUL NEDİR?

Öncelikle uygulanabilecek yasa 5275 sayılı yasadır. Bu yasanın 98. maddesi şöyledir:

Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama

MADDE 98.- (1) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.

(2) 16 ncı madde gereğince cezasının ertelenmesi isteminin reddi hâlinde de aynı hüküm uygulanır.

(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.

Bu maddeye göre sonradan yürürlüğe giren bir yasa hükümlünün lehine ise hükmü veren mahkemeden yeni bir karar istenebilir. Mahkemenin vereceği karar temyize değil itiraza tabidir.

BU MADDE İLE 5252 SAYILI MADDENİN 9. MADDESİ KARIŞTIRILMAMALI

 Bugün çek mağdurları için zor olan mahkemelerin uygulama eksikliği, içtihat yokluğu nedeni ile yanlış karar vermeleri ve Ağır Cezanın da kararı onaylaması halinde yasa yollarının tıkanmasıdır.

KANUN YARARINA BOZMA

Bu durumda tek kanun yolu kanun yararına bozmadır. Hüküm  temyize gitmeden kesinleşmiş ise Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kanun yararına bozma talep edebilir. Bu durumda hüküm ilgili ceza dairesinde görüşülür.

Bize göre kesinleşmiş adli para cezaları için bunlardan başka kanun yolu yoktur.

GELELİM MY WAY VE SAMİ KAL’E

Ben diyorum ki 3167 sayılı yasa ucube bir yasadır, garabettir. Blogların arşivlerini gözden geçirirseniz bu sözleri ilk söyleyen benim. 3167 sayılı yasa çağdışıdır. 5941 sayılı Yeni Çek yasası da çağdışı bir yasadır. Borca hapis insanlık dışıdır. Hile, desise, dolandırıcılık yoksa insanların borçlarından ötürü hapsedilmesini lanetliyorum. Benim bu görüşlerin aksine açıkladığım bir satır koyun ortaya. Ben hep söyledim siz bu tavırlarınızla kendinizde mağdursanız hem kendinize ve hem de mağdurlara büyük zararlar veriyorsunuz.

YAZIK OLUYOR

Cuney  Özdemir mağdur değilmiş, en son bu açıklamayı yaptı. Onun tuzu kuru, ama siz mağdurlar aklınızı başınıza toplamalısınız.

SİZ VE ONLAR AK PARTİNİN PEŞİNE TAKILDIĞINIZ, AYŞENUR ABLANIZA YAĞ ÇEKTİĞİNİZ GÜNLERDE BEN YAZDIM; BU İKTİDARIN ZİHNİYETİ CEZADAN YANADIR, BUNLARA KARŞILIKSIZ ÇEKE HAPSİ KALDIRMAZ DİYE…

Daha geçen hafta Ceza Genel Kurulundan çek mağdurlarının lehine bir karar çıkmayacak dedim. SİZ SİTENİZDE HAK HUKUK SÖYLEVLERİ ATTINIZ..

BUGÜN SÖYLÜYORUM ANAYASA MAHKEMESİ İPE UN SERECEK EY ÇEK MAĞDURLARI AYAĞA KALKIN! DAHA GEÇEN HAFTA “HAYDİ EYLEME!” DİYE MANŞET ATTIM..

YAZIK EDİYORSUNUZ ÇEK MAĞDURLARINA YAZIK! İNSANLARI BİR YILDIR BOŞ HAYALLERİN PEŞİNDEN SÜRÜKLÜYORSUNUZ. ŞİMDİ DE AVUKATLAR TAVSİYE EDİYORSUNUZ MAĞDURLARA.. ONLAR VASİLİK KENDİLERİNE AVUKAT BULAMAZLAR YA.. BUNLAR AYIP ŞEYLER KENDİNİZE GELİN..YAZIK AYIP..

DOLANDIRICILIK

Dolandırıcılık

MADDE 157 - (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

Nitelikli Dolandırıcılık

MADDE 158 - (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 5377 – 29.6.2005 / m.19) Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Daha az cezayı gerektiren hal

DOLANDIRICILIK

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/8263

K. 2009/2585

T. 2.4.2009

• MENFİ TESPİT DAVASI ( İpotek Tesis Edilirken Davacıya Baskı Yapıldığının İspat Edilemediği/Baskı Yapıldığı Kabul Edilmiş Olsa Bile İpotek Tesisinden 3 Yıl Sonra Açılan Davanın Dinlenemeyeceği )

• İPOTEK TESİSİ ( Edilirken Davacıya Baskı Yapıldığının İspat Edilemediği – Baskı Yapıldığı Kabul Edilmiş Olsa Bile İpotek Tesisinden 3 Yıl Sonra Açılan Menfi Tespit Davasının Dinlenemeyeceği )

• SAHTE HİSSE SENEDİ BASTIRIP TEDAVÜLE ÇIKARMAK ( İpotek Tesis Edilirken Davacıya Baskı Yapıldığının İspat Edilemediği – Baskı Yapıldığı Kabul Edilmiş Olsa Bile İpotek Tesisinden 3 Yıl Sonra Açılan Menfi Tespit Davasının Dinlenemeyeceği )

5237/m.157, 204, 210

ÖZET : Dava menfi tespit istemidir. Dava dışı Ö. İ U.’un davalı şirkette çalışırken şirket hisselerini sahte olarak bastırıp tedavüle çıkarması üzerine … tarihli taahhütnamenin imzalandığını, ayrıca davacının bulunduğu … tarihli protokol ile borcun teminatını teşkil etmek üzere davacıya ait taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiği, ipoteğin tesisinde kanuna aykırılık bulunmadığı, ipotek tesis edilirken davacıya baskı yapıldığının ispat edilemediği, baskı yapıldığı kabul edilmiş olsa bile ipotek tesisinden 3 yıl sonra açılan davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetlidir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. C. A. ile davalı vek. Av. E. Ç. in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davacı, dava dışı Ö. İ.U. ve davalı arasında yapılan 14/07/2003 tarihli protokol uyarınca müvekkiline ait taşınmaz üzerinde 17/07/2003 tarihinde 200,000 TL bedelli ipotek tesis edildiğini, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu olmadığını, ipoteğin yasal dayanağı bulunmadığını, ipoteğin dayanağı olarak dava dışı Ömer İ. U.’un davalı şirkette sermaye piyasası uzmanı olarak çalıştığı dönemde verilen zararın gösterildiğini, davalının böyle bir zararın varlığını kanıtlayamadığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, ipoteğin fekkine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, dava dışı Ö. İ. U.’un sahte hisse senedi bastırarak kendisine çıkar sağladığının tespit edilmesi üzerine davacının bu borca kefil olduğunu ve ayrıca 08/07/2003 tarihli taahhütname uyarınca ipotek verdiğini, ipoteğin verildiği tarihten 3 yıl sonra açılan davanın dinlenemeyeceğini, müvekkili şirketin zararının karşılanmadığını belirterek davanın reddini istemiştir,

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre dava dışı Ö. İ U.’un davalı şirkette çalışırken şirket hisselerini sahte olarak bastırıp tedavüle çıkarması üzerine 08/07/2003 tarihli taahhütnamenin imzalandığını, ayrıca davacının bulunduğu 14/07/2003 tarihli protokol ile borcun teminatını teşkil etmek üzere davacıya ait taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiği, ipoteğin tesisinde kanuna aykırılık bulunmadığı, ipotek tesis edilirken davacıya baskı yapıldığının ispat edilemediği, baskı yapıldığı kabul edilmiş olsa bile ipotek tesisinden 3 yıl sonra açılan davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 625.00 -TL duruşma vekalet ücretinin, davacıdan alınarak, davalıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 02.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2008/16004

K. 2009/2891

T. 23.3.2009

• KONTÖR DOLANDIRICILIĞI ( Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılıp Gerçek Bir Kişinin Hileli Hareketlerle Kandırılıp Çıkar Sağlanması Halinde Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun Oluşacağı )

• BİLİŞİM SİSTEMİ ( Dolandırıcılık – Verileri Toplayıp Yerleştirdikten Sonra Bunları Otomatik İşlemlere Tabi Tutma Olanağını Veren Manyetik Sistemler Olup Bu Sistemlerin Araç Olarak Kullanılıp Gerçek Bir Kişinin Hileli Hareketlerle Kandırılıp Çıkar Sağlanması Halinde Suçun Oluşacağı )

• DOLANDIRICILIK ( Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılıp Gerçek Bir Kişinin Hileli Hareketlerle Kandırılıp Çıkar Sağlanması Halinde Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun Oluşacağı )

• BASİT DOLANDIRICILIK ( Sanığın Mağdurlara Kontör Satın Aldırıp Bu Kontörlerin Şifre Numaralarını Telefonda Söylettirerek Kendisine veya Başkalarına Ait Cep Telefonlarına Yüklemek Suretiyle Çıkar Sağladığının Anlaşılması Karşısında Suçun Oluştuğu )

5237/m.157,158

ÖZET : Bilişim sistemi; verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler olup, bu sistemlerin araç olarak kullanılıp gerçek bir kişinin hileli hareketlerle kandırılıp, çıkar sağlanması halinde bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşacağı, somut olayda ise; kendisini jandarma karakol komutanı olarak tanıtan sanığın, karakolda internete girebilmek için acilen cep telefonu kontörü lazım olduğunu ve parasını daha sonra ödeyeceklerinden bahisle, , mağdur B’ye kısa zaman aralıkları içersinde toplam 9.500, mağdur A’ya ise, bir defada 1.250 kontör satın aldırıp, bu kontörlerin şifre numaralarını telefonda söylettirerek kendisine veya başkalarına ait cep telefonlarına yüklemek suretiyle çıkar sağladığının anlaşılması karşısında, eylemlerin, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesinde öngörülen basit “dolandırıcılık” suçlarını oluşturacağı gözetilmelidir.

DAVA : I-Sanığın, katılanlar Suzan Cankurt ve Kazım Cankurt’a karşı dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

07.05.2004 tarihinde, abisi katılan Kazım’a ait LPG bayiinde bulunan katılan Suzan’ı telefonla arayıp, kendisini Jandarma Karakolu’nda görevli astsubay Ayhan Kaya olarak tanıttıktan sonra, kendisine 4 adet 250’lik cep telefonu kontörü satın almasını isteyerek, parasını da, dükkanlarına tüp almaya gelecek olan asker ile göndereceğini söylediği, ancak katılan Suzan’ın abisi katılan Kazım’ı aramasını istemesi üzerine, cep telefonu numarasını alıp arayarak aynı senaryo ile kandırdığı katılan Kazım’a, telefonla kardeşi katılan Suzan’ı arattırıp “kontör satın alıp verebilirsin” diye söylettirdikten sonra, katılan Suzan’ı tekrar telefonla arayıp, satın aldığı kontörlerin şifre numaralarını kendisine söylettirerek cep telefonuna yükleyen sanığın eyleminin, bilişim sisteminin katılanın kandırılmasında vasıta olarak kullanılmayıp, 5237 sayılı TCK.nun 158. maddesinde de, telefon işletmesinin haberleşme araçlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmemesi nedeniyle, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesindeki “dolandırıcılık” suçunu oluşturacağı anlaşılmış ise de; katılanın zararının karşılanmamış olması nedeniyle aynı Yasanın 168. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ve 765 sayılı TCK.nun 504/3 ve 522/1 ( pek hafif ). maddeleri uygulanarak hükmolunan cezanın, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesi hükmüne nazaran açıkça sanık lehine olduğundan, mahkemece 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hüküm belirlenirken 765 sayılı TCK.nun 504/3. maddesi ile 5237 sayılı Yasanın 158/1-f maddesi hükümlerinin karşılaştırılması sonuca etkili bulunmadığından tebliğnamedeki bu suça ilişkin bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.09.2002 gün ve 184/320 sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanık lehine olduğu kabul edilen 765 sayılı TCK.nun 19. maddesi uyarınca, suç tarihi itibariyle asgari adli para cezasının 440 Türk Lirasından az olamayacağının gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın 07.05.2004 tarihinde işlediği dolandırıcılık suçunun sübutu kabul, oluş, soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın suçun faili olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle anılan hükmün ONANMASINA,

II-Sanığın, 24.07.2006 tarihinde, mağdurlar Bünyamin Şanaldı ve Abit Bayram’a karşı dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarına gelince:

Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK.nun 58/7. maddesi gereğince mükerrirler hakkındaki infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın suçun faili olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

Bilişim sistemi; verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler olup, bu sistemlerin araç olarak kullanılıp gerçek bir kişinin hileli hareketlerle kandırılıp, çıkar sağlanması halinde bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşacağı, somut olayda ise; kendisini jandarma karakol komutanı olarak tanıtan sanığın, karakolda internete girebilmek için acilen cep telefonu kontörü lazım olduğunu ve parasını daha sonra ödeyeceklerinden bahisle, 24.07.2006 tarihinde, mağdur Bünyamin’e kısa zaman aralıkları içersinde toplam 9.500, mağdur Abit’e ise, bir defada 1.250 kontör satın aldırıp, bu kontörlerin şifre numaralarını telefonda söylettirerek kendisine veya başkalarına ait cep telefonlarına yüklemek suretiyle çıkar sağladığının anlaşılması karşısında, eylemlerin, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesinde öngörülen basit “dolandırıcılık” suçlarını oluşturacağı gözetilmeden bilişim sistemlerinin mağdurların kandırılmasında vasıta olarak kullanıldığı kabul edilip, 5237 sayılı TCK.nun 158/1-f maddesi ile uygulama yapılarak anılan suçlardan yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan anılan suçlardan kurulan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 23.03.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sayın Eralp,

Sizi anlamakta güçlük çekiyoruz Sayın Savcım. Sizin temel göreviniz hukukun üstünlüğüne, adaletin tecellisine hizmet vermek, katkı sağlamak olduğunu düşünüyorum.Adalet mensuplarının ekonomiyi kurtarmak gibi öncelikli bir misyonları olmasa gerek. Karşılıksız çekte ceza kalkarsa ekonominin çökeceğini düşünmüyorum. İyi bir hukukçu olduğunuzu biliyorum.
5941 sayılı yeni çek kanuna adalet.0rg sitesinde yaptığınızı yorumları ve sorulara verdiğiniz cevapları zevkle okudum ve üstün hukuk bilginize saygı duydum, size güvenim arttı. Çek mağdurlarının internet siteleri yorumlarınıza büyük güven duydu ve yorumlarınızı yayınladı.
Dikkatimi çekmişti. Bunca güzel, yerinde yorumlarınızda çek kanunda önemli bir yenilik olan kusurluluk ilkesini görmemezlikten gelmiştiniz. Ben bunun bir atlama olduğunu ve bu konuya da değineceğinizi beklerken bugün adalet org sitesinde Çek kanununu hazırlayan bilimsel komisyonun üyesi hocaya verdiğiniz cevabı hayretler içerisinde okudum. Şöyle diyorsunuz:
“Bu Kanunun hazırlanması ve yasalaşmasının her aşamasında emeği geçen değerli hocam sayın Prof. Dr. İzzet Özgenç’in “Buna rağmen, TCK’nın 21 ve 22’nci maddeleri hükümleri göz önünde bulundurularak 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan suçun ancak kasten işlenebilen bir suç olduğunu kabul etmek gerekir.” yönündeki görüşü kabul edilecek olursa; ileri tarihli (vadeli) çeklerde bu yasanın 5. maddesinin uygulanması olanaksız hale gelecektir.”.
Siz bir hukuk uygulayıcısınız. İşinizin ehlisiniz, bunda şüphe yok. Neden hocanın görüşlerini hukuk açısından değerlendirmiyorsunuz da hemen ekonomi batacak kaygısına kapılıyorsunuz, telaşlanıyorsunuz. Sizden adaletin tecellisine katkı yapmaktan başka görevler bekleyenler mi var? Biz hakim ve yargıçların öncelikli görevlerinin adalete hizmet olduğunu düşünüyoruz. Ekonomiyi bırakınız uzmanları dert etsin. Karşılıksız çek suçlarında kusurluluk aranınca ekonomi için kabus olacağını söylüyorsunuz. Mesela ben buna inanmıyorum. 1985 yılına kadar Türkiye’de salt karşılıksız çeke ceza yoktur. TCK 503 madde ile yetiniliyordu. O zaman bu ülkede bir ekonomi yok mu idi? Türkiye dünyada karşılıksız çeke ceza veren tek ülke. Dünyanın Türkiye’den başka bütün bu ülkelerinin bir ekonomileri yok mu, efendim? Türkiye bu gezegende değil mi? Bu ülkede kapitalizmden başka bir rejim mi uygulanıyor? Nedir bu ülkeyi dünyanın bütün diğer ülkelerinden bu karşılıksız çek konusunda farklı kılan, çok merak ediyorum.
Siz bir hukukçu olarak kast olmadan suçun oluşamayacağını çok iyi bildiğinizden şüphem yok, tabii çağdaş ceza hukuku sistemleri için diyorum bunu. Suudi Arabistan gibi şeriat rejimleri konusunda bir fikrim yok. Anayasa mahkemesi 2009 yılında Osmaniye mahkemesinden gelen bir iptal talebinde esasın incelenmesinde çağdaş ceza sistemlerinde kusursuz ceza olamayacağı düşüncesine yere veriyor. Çağımızda şekli cezayı uygulayan Türkiye’den başka bir medeni ülke var mı?
Hem siz Anayasanı 38 maddesini, Avrupa insan Hakları sözleşmesi ek 4 nolu protokolün 1. Maddesinin iyi bilirsiniz. Hiç kimse yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir edimi yerine getirememesinden ötürü özgürlüğünden yoksun bırakılamaz diyor. Siz çekini ödeyemeyeni, kastı olsun olmasın cezalandırmakla hukukun bu temel ilkelerini hiçe saymış olmuyor musunuz? Sizin öncelikli kaygınız hukuk ve adalet olmalı.

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK

Kategori: Uncategorized — Etiketler:, , — rahmiofluoglu @ 9:44 am Düzenle

Nitelikli Dolandırıcılık

MADDE 158 - (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 5377 – 29.6.2005 / m.19) Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Daha az cezayı gerektiren hal

MADDE 159 – (1) Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

YARGITAY KARARLARI

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2009/7799

K. 2009/9310

T. 13.5.2009

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME ( Diğer Kanunlarda Yer Alan Nispi Nitelikteki Adli Para Cezalarına 5237 S. TCK’nun 52. Maddesinde Öngörülen Gün Para Cezası Sistemine Aykırılık Değil Farklılık Oluşturduğu )

• ADLİ PARA CEZASI ( Kanun Koyucunun Nispi Nitelikteki Para Cezalarının Uygulanmasına Tamamen Son Vermeye Dönük Bir Amacının Bulunmadığı – Nispi Nitelikteki Adli Para Cezalarına 5237 S. TCK’nun 52. Maddesinde Öngörülen Gün Para Cezası Sistemine Aykırılık Değil Farklılık Oluşturduğu )

• NİSPİ NİTELİKTEKİ PARA CEZALARI ( Kanun Koyucunun Nispi Nitelikteki Para Cezalarının Uygulanmasına Tamamen Son Vermeye Dönük Bir Amacının Bulunmadığı – Nispi Nitelikteki Adli Para Cezalarına 5237 S. TCK’nun 52. Maddesinde Öngörülen Gün Para Cezası Sistemine Aykırılık Değil Farklılık Oluşturduğu )

3167-1/m.16

5237/m.2, 5, 7, 45, 52, 158

5252/m.1, 5

5411/m.160

ÖZET : Kanun koyucunun nispi nitelikteki para cezalarının uygulanmasına tamamen son vermeye dönük bir amacının bulunmadığı anlaşılmakta olup; diğer kanunlarda yer alan nispi nitelikteki adli para cezalarına, 5237 sayılı TCK’nın 52. maddesinde öngörülen gün para cezası sistemine aykırılık değil, farklılık oluşturduğunu, bu nedenle 31.12.2008 tarihinden sonra da geçerliliklerini, dolayısıyla yürürlüklerini sürdüreceklerini, uygulanmalarının ve infazının zorunlu olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık hakkında Gaziantep 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.02.2008 tarihli, 2007/854 esas, 2008/140 karar sayılı hükmü ile “3167 sayılı Kanunun 16/1. maddesi uyarınca verilen 1.000. YTL adli para cezasının” infazı aşamasında, Cumhuriyet savcılığınca, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un geçici 1. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 2, 5, 7/2, 45/1 ve 52/1 .maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, suç karşılığı yaptırım olarak sadece hapis ve gün para cezası verilebileceği, bu genel kuralın bütün özel yasalarda bağlayıcı olduğu, aykırı hükümlerin 31.12.2008 tarihine kadar uygulanabileceği, bu nedenle 5237 sayılı TCK’nın Hükümlerine aykırı olan söz konusu para cezasının infazında tereddüt oluştuğu belirtilerek, karar verilmesinin talep edilmesi üzerine; aynı Mahkemece yapılan inceleme sonucu verilen, 12.01.2009 tarihli ve aynı sayılı, “3167 sayılı Kanun’da yeni bir düzenleme yapılmamış olsa da, karşılıksız çek keşide etmek suçundan gerçek kişilere verilen cezaların yasal ve usulüne uygun olduğa gerekçesiyle uyarlama yapılmasına ve infazın, durdurulmasına yer olmadığına” ilişkin ek kararına itiraz edildiği; itiraz mercii Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.01.2009 tarihli ve 2009/42 değişik iş sayılı kararı ile, “3167 sayılı Kanun’un 16. maddesinde “karşılıksız çek keşide etmek” suçuna ilişkin cezanın 5237 sayılı TCK’nın genel hükümlerine aykırı olduğu ve 31.12.2008 tarihine kadar yeni yasal düzenleme yapılmadığından genel hükümlerin uygulamasının gerektiği, infaz edilecek hükümde tereddütlerin oluşması nedeni ile hükmün infazının mağduriyetlere yol açmaması için, itirazın kabulü ile 12.01.2009 tarihli ek kararın kaldırılmasına, infazın durdurulmasına ve hükümlünün bihakkın tahliyesine” karar verildiği; itiraz merciinin 16.01.2009 tarihli kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 31.03.2009 gün ve 3438/18829 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 04.05.2009 gün ve 2009/93495 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi:

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, Dosya kapsamına göre;

5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesindeki, “Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.”,

5237 sayılı Kanunun 5. maddesindeki “Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır”,

Aynı Kanun’un 52. maddesindeki, “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla, olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

En az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsı halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.”

3167 sayılı Kanunun 16/1. maddesindeki, “üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli, tutarı kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar.”

Hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 3167 sayılı Kanunda 31.12.2008 tarihine kadar yeni bir düzenleme yapılmamış ise de, anılan Kanunun 16/1. maddesinde öngörülen cezanın nispi nitelikte olduğu ve 5237 sayılı Kanunun 52. maddesine aykırılık oluşturmadığı, bu hususun Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 22.01.2009 tarihli ve 2007/8271 esas, 2009/480 sayılı ilamı ile de zımnen kabul edildiği gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. denilerek, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.01.2009 tarihli anılan kararının bozulması istenmiştir.

Somut olayda uyuşmazlık, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. ve 5237 sayılı TCK’nın 5 ve 52. maddeleri hükümleri karşısında, karşılıksız çek keşide etmek suçu için 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesinde öngörülen nispi para cezasının, 5237 sayılı TCK’nın genel hükümlerine aykırılık oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

5237 sayılı TCK’nın 45/1. maddesinde “Suç karşılığında uygulaman yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır” hükmü öngörülmektedir.

5252 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ( 1 ) ve ( 2 ). fıkralarında, “Kanunlarda öngörülen “ağır para” cezaları, “adli para” cezasına dönüştürülmüştür. Bu kanunlarda Türk Ceza Kanunu’nda belirlenen cezalar sistemine, uygun değişiklik yapılıncaya kadar, alt ve üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzelli milyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri nispi nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz,” hükümlerine yer verilmiş olup; nispi nitelikteki ağır para cezaları da diğer cezalar gibi adli para cezasına dönüştürülmüş ve ( 2 ), fıkra düzenlemesinden ayrı tutularak, bu kuralın nispi para cezaları hakkında uygulanmayacağı, dolayısıyla, mevcut durumuyla uygulanabilir olduğu kabul edilmiştir. Nitekim aynı maddenin. ( 3 ). fıkrasında da nispi nitelikteki adli para cezaları da dahil olmak üzere tüm ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezalarının infazına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın genel hükümlerinde, 20/2. maddesindeki “tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanamayacağı” kuralına benzer şekilde, suç karşılığında nispi para cezasının uygulanamayacağına ilişkin açık ve emredici bir hüküm yer almadığı gibi, 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden çok kısa bir süre sonra 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinde yapılan değişiklik ile “adli para cezasının miktarının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı” hükmü öngörülerek, nispi para cezasının Yeni TCK’nın yaptırım sistemine aykırı olmadığı açık bir biçimde ortaya konulmuştur. Ayrıca, 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden sonra çıkarılan çeşitli kanunlarda yer alan suç tanımlarında, nispi para cezasının öngörüldüğü görülmektedir. Örneğin; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 160. maddesinde nispi adli para cezası öngörülmüştür.

Bu durumda; kanun koyucunun nispi nitelikteki para cezalarının uygulanmasına tamamen son vermeye dönük bir amacının bulunmadığı anlaşılmakta olup; diğer kanunlarda yer alan nispi nitelikteki adli para cezalarına, 5237 sayılı TCK’nın 52. maddesinde öngörülen “gün para cezası sistemine” “aykırılık” değil, “farklılık” oluşturduğunu, bu nedenle 31.12.2008 tarihinden sonra da geçerliliklerini, dolayısıyla yürürlüklerini sürdüreceklerini, uygulanmalarının ve infazının zorunlu olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

SONUÇ : Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden; Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.01.2009 tarihli ve 2009/42 değişik iş karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyasın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 13.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2009/237

K. 2009/4278

T. 15.4.2009

• BELGEDE SAHTECİLİK ( Aldatma Yeteneğinin Bulunup Bulunmadığının Takdir ve Tayininin Hakime Ait Olduğu )

• ALDATMA YETENEĞİ ( Belgelerde Sahtecilik Suçlarında Aldatma Yeteneğinin Bulunup Bulunmadığının Takdir ve Tayininin Hakime Ait Olduğu )

• DOLANDIRICILIK ( İddianame İle “Sanığın Söz Konusu Çekleri Bankalara Verip Açılmaması Gereken Bir Krediyi Açtırmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunu İşlediği “ İddiasıyla Dava Açıldığının Gözetilmemesinin İsabetsizliği )

• KREDİ AÇTIRMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK ( Dava Konusu Yapılmayan Suça Konu Çeklerin Ödenmemesi Nedeniyle Keşideci Hakkında İcra Takibi Yapıldığından “Dolandırıcılık” Suçunun İşlendiğinden Bahisle Sanığın Mahkumiyetine Karar Verilmesinin Yasaya Aykırı Olduğu )

5237/m.204, 158/1-J-son

ÖZET : Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hakime aittir.

İddianame ile “sanığın söz konusu çekleri bankalara verip açılmaması gereken bir krediyi açtırmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği “ iddiasıyla dava açıldığı gözetilmeden, iddianame dışına çıkılarak, dava konusu yapılmayan suça konu çeklerin ödenmemesi nedeniyle keşideci hakkında icra takibi yapıldığından “dolandırıcılık” suçunun işlendiğinden bahisle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA : 1-Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hakime ait olup, adli emanette kayıtlı suça konu keşide tarihleri 25.03.2007 ve 15.06.2007 olarak değiştirilerek paraflanmış çekler incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılarak gerekçeli kararda aldatma niteliğini taşıyıp taşımadığı tartışılmadan ve denetime olanak verecek şekilde suça konu belge dosya içerisinde de bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi,

2-5271 sayılı CMK.nun 225.maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, iddianame ile “sanığın söz konusu çekleri bankalara verip açılmaması gereken bir krediyi açtırmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği “ iddiasıyla dava açıldığı gözetilmeden, iddianame dışına çıkılarak, dava konusu yapılmayan suça konu çeklerin ödenmemesi nedeniyle keşideci hakkında icra takibi yapıldığından “Davut Çetin’e karşı dolandırıcılık” suçunun işlendiğinden bahisle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi

3-5237 sayılı TCK.nun 158.maddesinin 1.fıkrasının ( e ), ( f ) ve ( j ) bentlerinde sayılan hallerde maddede öngörülen 5 ila 5.000 tam gün arasında belirlenecek gün birim sayısı üzerinden varsa artırım ve indirim nedenleri uygulanarak tespit olunan sonuç gün ile bir gün karşılığı 20-100 YTL. arasında takdir edilecek miktarın çarpımı sonucu bulunan miktar, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az ise adli para cezası asgari bu miktara yükseltilip bu miktar üzerinden takdiri indirim hükmü uygulanarak sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde eksik adli para cezası tayini,

4-Sanığa yüklenen suçlardan doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi Denizbank’ın davaya katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesi nedeniyle hukuken geçersiz olan müdahillik kararı uyarınca lehine vekalet ücreti tayini,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CUMK.nun 321.maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 15.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2005/9884

K. 2007/3925

T. 6.6.2007

• ÇEK İLE DOLANDIRICILIK ( Bankanın Maddi Varlığı Olan Çek Kullanılmak Suretiyle İşlendiği İddiası – Delilleri Takdir ve Tartışmanın Üst Dereceli Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Dolandırıcılık Suçunun Bankanın Maddi Varlığı Olan Çek Kullanılmak Suretiyle İşlendiği İddiası – Delilleri Takdir ve Tartışmanın Üst Dereceli Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

765/m.504/3

5237/m.158/1-f

ÖZET : Yüklenen dolandırıcılık suçunun bankanın maddi varlığı olan çek kullanılmak suretiyle işlendiğinin iddia olunması karşısında, fiilin 765 Sayılı TCK’nun 504/3 ( 5237 Sayılı TCK. nun 158/1- f ) maddesinde öngörülen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, kanuna aykırıdır.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanıklar … yapılan yargılamaları sonunda: Beraatlarına, dair … Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 08.07.2004 gün ve 2004/563 Esas, 2004/760 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi katılan tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı,

C.Başsavcılığının onama isteyen 25.10.2005 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 28.12.2004 gün ve 2004/173-228 sayılı kararında açıklandığı üzere;

Yüklenen dolandırıcılık suçunun bankanın maddi varlığı olan çek kullanılmak suretiyle işlendiğinin iddia olunması karşısında, filin 765 Sayılı TCK. nun 504/3 ( 5237 Sayılı TCK. nun 158/1- f ) maddesinde öngörülen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2003/11566

K. 2006/247

T. 26.1.2006

• ÇEK KULLANARAK DOLANDIRICILIK ( Eylemin Bankayı Vasıta Kılarak Dolandırıcılık Suçunu Oluşturup Oluşturamayacağına İlişkin Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

• BANKA VASITA KILINARAK DOLANDIRICILIK ( Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu – Bankanın Maddi Varlıklarından Olan Çek Kullanılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun İşlendiği İddiası )

• GÖREV ( Bankanın Maddi Varlıklarından Olan Çek Kullanılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun İşlendiği İddiası – Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

765/m.503,504,

5237/m.157,158

ÖZET : Sanığın, bankanın maddi varlıklarından olan çeki kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia olunması karşısında; eylemin bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturamayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanık … ın yapılan yargılaması sonunda; Mahkumiyetine dair Sarıgöl Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 12.04.2002 gün ve 2001/…E,2002/…K karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olmakla dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 27.08.2003 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle,incelenerek görüşüldü:

KARAR : Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.12.2004 gün ve 173/228 sayılı kararında da açıklandığı üzere; sanığın, bankanın maddi varlıklarından olan çeki kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia olunması karşısında; eylemin bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturamayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilip GÖREVSİZLİK KARARI verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş,sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 S.Y.nın 8/1 m.si gereğince uygulanması gereken 1412 s.CMUK.nun 321.maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA,kazanılmış hakkın saklı tutulmasına,26.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

DOLANDIRICILIK SUÇLARI

Dolandırıcılık

MADDE 157 - (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2004/15126

K. 2005/2640

T. 15.3.2005

• DOLANDIRICILIK SUÇU ( Başkası Adına Çek Keşide Etme Yetksi Bulunan Kimsenin Verdiği Karşılıksız Çekin Bu Suçu Oluşturmadığı )

• KARŞILIKSIZ ÇEK ( Başkasının Verdiği Vekaletmeye Dayanarak Keşide Edilen Çekin Karşılıksız Çıktığı – Dolandırıcılık Suçu Oluşturmadığı )

3167-1/m. 16

5237/m. 157

ÖZET : Sanığın babası adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğunun anlaşılmasına göre sanığın eyleminin karşılıksız çek keşide etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması hatalıdır.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Mustafa’nın yapılan yargılama sonucu, dolandırıcılık suçundan hükümlülüğüne ilişkin Bursa 1.Asliye Ceza Mahkemesi´nce verilen 28.11.2002 tarih ve 2000/1181 esas 2002/775 karar sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 8.7.2004 tarihinde Dairemize gönderilmekle; dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Suça konu çekin sanığın babası Mehmet’e ait bankadaki hesaptan keşide edildiği, Mehmet’in hazırlıktaki beyanında çekin kendisine ait olduğunu ancak oğlu Mustafa tarafından imzalandığını belirtmesine, sanığın da temyiz dilekçesinde suça konu çeki babasının verdiği vekaletnameye istinaden keşide ettiğini bildirerek vekaletname örneği ibraz etmesine, ibraz edilen Göle Noterliğince düzenlenmiş 18.6.1997 tarihli 1374 yevmiye nolu vekaletname örneğinden sanık Mustafa’nın babası Mehmet adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğunun anlaşılmasına göre sanığın eyleminin 3167 Sayılı Kanun´un 16/1. maddesinde düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün istem gibi BOZULMASINA, 15.03.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2004/15126

K. 2005/2640

T. 15.3.2005

• DOLANDIRICILIK SUÇU ( Başkası Adına Çek Keşide Etme Yetksi Bulunan Kimsenin Verdiği Karşılıksız Çekin Bu Suçu Oluşturmadığı )

• KARŞILIKSIZ ÇEK ( Başkasının Verdiği Vekaletmeye Dayanarak Keşide Edilen Çekin Karşılıksız Çıktığı – Dolandırıcılık Suçu Oluşturmadığı )

3167-1/m. 16

5237/m. 157

ÖZET : Sanığın babası adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğunun anlaşılmasına göre sanığın eyleminin karşılıksız çek keşide etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması hatalıdır.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Mustafa’nın yapılan yargılama sonucu, dolandırıcılık suçundan hükümlülüğüne ilişkin Bursa 1.Asliye Ceza Mahkemesi´nce verilen 28.11.2002 tarih ve 2000/1181 esas 2002/775 karar sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 8.7.2004 tarihinde Dairemize gönderilmekle; dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Suça konu çekin sanığın babası Mehmet’e ait bankadaki hesaptan keşide edildiği, Mehmet’in hazırlıktaki beyanında çekin kendisine ait olduğunu ancak oğlu Mustafa tarafından imzalandığını belirtmesine, sanığın da temyiz dilekçesinde suça konu çeki babasının verdiği vekaletnameye istinaden keşide ettiğini bildirerek vekaletname örneği ibraz etmesine, ibraz edilen Göle Noterliğince düzenlenmiş 18.6.1997 tarihli 1374 yevmiye nolu vekaletname örneğinden sanık Mustafa’nın babası Mehmet adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğunun anlaşılmasına göre sanığın eyleminin 3167 Sayılı Kanun´un 16/1. maddesinde düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün istem gibi BOZULMASINA, 15.03.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2003/11566

K. 2006/247

T. 26.1.2006

• ÇEK KULLANARAK DOLANDIRICILIK ( Eylemin Bankayı Vasıta Kılarak Dolandırıcılık Suçunu Oluşturup Oluşturamayacağına İlişkin Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

• BANKA VASITA KILINARAK DOLANDIRICILIK ( Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu – Bankanın Maddi Varlıklarından Olan Çek Kullanılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun İşlendiği İddiası )

• GÖREV ( Bankanın Maddi Varlıklarından Olan Çek Kullanılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunun İşlendiği İddiası – Delillerin Takdirinin Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

765/m.503,504,

5237/m.157,158

ÖZET : Sanığın, bankanın maddi varlıklarından olan çeki kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia olunması karşısında; eylemin bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturamayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanık … ın yapılan yargılaması sonunda; Mahkumiyetine dair Sarıgöl Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 12.04.2002 gün ve 2001/…E,2002/…K karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olmakla dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 27.08.2003 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle,incelenerek görüşüldü:

KARAR : Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.12.2004 gün ve 173/228 sayılı kararında da açıklandığı üzere; sanığın, bankanın maddi varlıklarından olan çeki kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia olunması karşısında; eylemin bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturamayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilip GÖREVSİZLİK KARARI verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş,sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 S.Y.nın 8/1 m.si gereğince uygulanması gereken 1412 s.CMUK.nun 321.maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA,kazanılmış hakkın saklı tutulmasına,26.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2006/3834

K. 2006/6165

T. 30.6.2006

• DOLANDIRICILIK ( Şirketi Temsile Yetkili Sanığın Şikayete Konu Senetleri İmzalarken Şirketi Temsile Yetkili Olmadığından Bahisle Takibi İptali Sağlaması – Sanığın Dolandırıcılık Kastıyla Hareket Edip Etmediğinin Araştırılarak Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )

• TAKİP KONUSU SENETLERİN YETKİSİZ KİŞİ TARAFINDAN İMZALANMASI ( Sirketi Temsile Yetkili Olmayan Kişi Tarafından İmzalanan Senetle Ödeme Yapılması – Şikayete Konu Senetleri İmzalayan Sanığın Şirketi Temsile Yetkili Olduğu Halde Aksine Beyanda Bulunmak Suretiyle Takibin İptalini Sağlaması/Dolandırıcılık )

• TAKİBİN İPTALİ ( Takip Konusu Senetlerdeki İmzaların Şirketi Temsile Yetkili Kişiye Ait Olmadığı İddiasıyla Takibin İptalinin Sağlanmaıs – Dolanırıcılık )

5237/m. 157

ÖZET : Sanığın şikayete konu senetleri imzalarken şirketi temsile yetkili olduğu halde aksine beyanda bulunmak suretiyle takibin iptalini sağladığı anlaşıldığından, adı geçen sanığın dolandırıcılık kastıyla hareket edip etmediğinin mahkemesince değerlendirilmesi gerekir.

DAVA : Dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından sanıklar ………, ………….ve ………….haklarında yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, sanık………….eyleminin hukuki ihtilaf olduğu gerekçesiyle, diğer sanıklar hakkında ise delil yetersizliğinden dolayı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.02.2005 tarihli ve 2004/97271 hazırlık, 2005/2335 sayılı takipsizlik kararına yönelik itirazın reddine dair KARŞIYAKA 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 28.11.2005 tarihli ve 2005/890 müteferrik sayılı kararını, dosya kapsamına göre, müşteki Abubekir Çiftçi’nin 28.09.2004 tarihli şikayet dilekçesi ile, uzun süre Almanya’da işçi olarak çalışıp emekli olduğunu, elindeki parayı değerlendirme arayışı içinde iken, sanık ……’nin kendisini sanık ………ile tanıştırdığını, bu sanığın hem avukatlık yaptığını, hem de Çöz Yap Turizm ve Tic. Ltd. Şirketinin sahibi olarak gayrimenkul alım satımı ile uğraştığını, bazı gayrimenkuller ile ilgili hukuki problemi çözünce bunları avantajlı bir şekilde kendisine satabileceğini söyleyip sürekli kendisinden para aldığını, ancak bir türlü kendisine taşınmaz satmadığı gibi, parasını da iade etmeyip sürekli kendisini oyaladığını, daha sonra da aldığı paranın karşılığında, 10.06.2001, 15.10.2001 ve 15.11.2001 tarihli çekleri şirket adına bizzat tanzim ederek imzalayıp kendisine verdiğini, ancak senet bedellerini ödememesi üzerine Çöz Yap Turizm ve Tic. Ltd Şti. ve sanık ………..aleyhine İzmir 17. İcra Müdürlüğünün 2003/8283 ve 2003/8299 esas sayılı dosyaları ile icra takibi yaptığını, gerçekte şirket adına tek başına imza atmaya kardeşi ………..yetkili olduğunun anlaşıldığını, sanıklar ……….ve ……………..takibe dayanak teşkil eden bonolar üzerindeki imzaların kendilerine ait olmadığından bahisle imzaya ve borca itirazda bulunduklarını, İzmir 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2003/187 ve 2003/188 esas sayılı dosyalarında görülen imzaya ve borca itiraz davalarında yapılan bilirkişi inlenmesi neticesinde takibe konu bonolar üzerindeki imzaların sanık………….ait olduğunun tespit edildiği ve …………Çöz Yap Ltd Şti.’nin yetkilisi olmadığından dolayı da söz konusu takiplerin şirket yönünden iptaline karar verildiğini bildirerek hulus ve saffetinden faydalanarak sahte senet tanzim etmek suretiyle kendisini dolandıran sanıklardan şikayetçi olduğu,

Yapılan hazırlık soruşturması sırasında sanıklardan …………..08.02.2005 tarihli savunmasında şirket müdürü olan kardeşi ……….. …ın vekili olarak şirketi temsil etme yetkisinin bulunduğunu beyan ettiği, oysa aynı sanığın İzmir 12 İcra Hukuk Mahkemesinin 2003/187 ve 2003/188 esas sayılı dosyalarında ortağı olduğu Çöz Yap Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin temsil etme yetkisinin olmadığını bildirerek, şikayete konu senetleri imzalarken şirketi temsile yetkili olduğu halde aksine beyanda bulunmak suretiyle takibin iptalini sağladığı anlaşıldığından, adı geçen sanığın dolandırıcılık kastıyla hareket edip etmediğinin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin itirazın bu sanık yönünden kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 13.03.2006 gün ve 10949 sayılı yazılı emirlerine atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 11.05.2006 gün ve YE.200657400 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile,

SONUÇ : Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 28.11.2005 gün ve 2005/890 Müt. sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, 30.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2007/3

K. 2007/452

T. 25.1.2007

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( Temyizle Birlikte Temyiz Süresine İlişkin Eski Hale Getirme Talebini İnceleme Yetkisi Yargıtay’a Ait Olduğu )

• ESKİ HALE GETİRME ( Temyizle Birlikte Temyiz Süresine İlişkin Eski Hale Getirme Talebini İnceleme Yetkisi Yargıtay’a Ait Olduğu – Karşılıksız Çek Keşide Etmek )

• ÇEKİN KEŞİDE YERİ ( Onun veya Başkasının Zararına Olarak Kendisine veya Başkasına Bir Yarar Sağladığına İlişkin Delil Bulunmadığı ve TTK’nin 730 592. Maddeleri Uyarınca Keşide Yerinin Çekin Bankaya İbrazı Anına Kadar Müşteki Tarafından da Tamamlanabileceği )

5271/m.42

6762/m.592,730

5237/m.157

ÖZET : Sanık, temyizle birlikte temyiz süresine ilişkin eski hale getirme talebinde bulunmuştur. Eski hale getirme dilekçesinin verilmesi üzerine esasa hangi mahkeme karar verecek ise eski hale getirme dilekçesi hakkında da o mahkeme karar verir. Açıklanan nedenlerle temyiz süresine ilişkin eski hale getirme talebini inceleme yetkisi Yargıtay’a aittir. Açıklanan husus dikkate alınmadan yerel mahkemece eski hale getirme talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır.

Sanığın hileli davranışlarla katılanı aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağladığına ilişkin delil bulunmadığı ve TTK’nin 730, 592. maddeleri uyarınca keşide yerinin çekin bankaya ibrazı anına kadar müşteki tarafından da tamamlanabileceği gözetilmeksizin, sanık hakkında beraat yerine dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, isabetsizdir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık T. hakkında Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda; 23.05.2001 tarih ve 1999/278 Esas, 2001/701 Karar sayılı kararla 765 sayılı TCK uygulanarak dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiği, sanığın eski hale getirme talebinin Fatih ı. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08.03.2002 tarih ve 2002/68 Müt. sayılı kararıyla reddedildiği; karara karşı sanığın itirazı üzerine, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.03.2002 tarih ve 2002/62. Müt. sayılı kararıyla itirazın reddedildiği; 5237 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce evrak üzerinde yapılan inceleme sonucu, 03.08.2005 tarih ve 1999/278 Esas, 2001/701 Karar sayılı ek kararla, 5237 sayılı TCK’nin 157. maddesi uygulanarak yeniden mahkumiyet kararı verildiği; hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 13.11.2006 tarihinde Yargıtay 1 ı. Ceza Dairesi’ne gönderildiği; Yargıtay ll. Ceza Dairesi’nce 04.12.2006 tarih ve 2006/7877 Esas, 2006/9787 Karar sayı ile görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR : 1- Sanığın 07.03.2002 tarihli dilekçesinin temyiz süresine ilişkin eski hale getirme ve ayrıca hükmün temyizi niteliğinde olduğu, bu durumda CMUK’nin 43. maddesi uyarınca eski hale getirme talebini inceleme yetkisinin Yargıtay’a ait bulunduğu gözetilmeden verilen istemin reddine ilişkin Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08.03.2002 tarih ve 1999/278 Esas, 2001/701 Karar sayılı kararı, bu karara yönelik itirazın reddine dair İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.03.2002 tarih ve 2002/62 Müt. sayılı kararı, Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.08.2005 tarih ve 1999/278 Esas, 2001/701 Karar sayılı uyarlama kararı ile bu kararın temyizine yönelik talebin reddine dair İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.08.2005 tarih ve 2005/484 Müt. sayılı kararlarının hukuki değerden yoksun olduğuna,

2- Sanığa 08.011.2001 tarihinde kolluk marifetiyle yapılan tebligat usule aykırı olduğundan eski hale getirme talebinin yerinde ve temyiz isteğinin süresinde olduğunun kabulüne,

3- Sanığın hileli davranışlarla katılanı aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağladığına ilişkin delil bulunmadığı ve TTK’nin 730, 592. maddeleri uyarınca keşide yerinin çekin bankaya ibrazı anına kadar müşteki tarafından da tamamlanabileceği gözetilmeksizin, sanık hakkında beraat yerine dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, 23.05.2001 tarih ve 1999/278 Esas, 2001/701 Karar sayılı hükmün BOZULMASINA, 25.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

yarx

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2007/7718

K. 2007/8624

T. 29.11.2007

• DOLANDIRICILIK ( Sanığın Suça Konu Çekleri Önceden Doğmuş Borcuna Karşılık Vermiş Olması Nedeniyle Suçun Unsurlarının Oluşmadığı )

• RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK ( Sanığın Suça Konu Çekleri Önceden Doğmuş Borcuna Karşılık Vermiş Olması Nedeniyle Dolandırıcılık Suçunun Unsurlarının Oluşmadığı )

• ZİNCİRLEME SUÇ ( 5237 Sayılı TCK’nın 43/1. Maddesinde “Değişik Zamanlarda” Denilmesi Karşısında Aynı Anda İşlenen Eylemlere Zincirleme Suça İlişkin Hükümlerin Uygulanmayacağı )

5237/m.43,157, 158, 204

765/m.503, 504, 350, 80

ÖZET : Sanığın suça konu çekleri önceden doğmuş borcuna karşılık vermiş olması nedeniyle dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır.

5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesinde “değişik zamanlarda” denilmesi karşısında aynı anda işlenen eylemlere zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanmaz.

DAVA : Resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık B.Murat’ın yapılan yargılaması sonunda: Mahkumiyetine dair ( Bursa Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi )’nden verilen 16.04.2007 gün ve 2002/110 Esas, 2007/93 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığı’nın bozma isteyen 03.10.2007 tarihli tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Şikayetçinin 10.12.2001 tarihinde suça konu çek yapraklarını kaybetmesi ile ilgili müracaat ettiğine ilişkin karakol tutanağının … bank’ın 17.06.2002 tarihli yazı cevabı ekinde gönderilmiş olup, mahkemece 24.12.2002 tarihli celsede incelenmiş olması karşısında tebliğnamedeki bu yöne ilişen bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

I- Sanık müdafiinin dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Sanığın suça konu 3 adet çeki alacaklısı Şehmus’a önceden doğmuş borcuna karşılık vermiş olması nedeniyle dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,

II- Sanık müdafiinin sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahhkemenin soruşturma ve kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde, 765 sayılı Yasa’nın 80. maddesinden farklı olarak “değişik zamanlarda” denilmesi karşısında aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığından, sanığın sübuta eren, borcuna karşılık şikayetçi Şeyhmus’a toplam 12.000.000.000 lira bedelli 3 adet sahte çeki aynı anda ciro edip vermesi eyleminde 765 sayılı Yasa’nın aksine, 5237 sayılı Yasa’nın zincirleme suça ilişkin hükmün uygulanmayacağı gözönüne alıp, buna göre kararın gerekçe bölümünde; 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasa ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa’nın ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın tespiti gerektiği gözetilmeden 5237 sayılı Yasa’nın 43. maddesinin aleyhe olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca istem gibi ( BOZULMASINA ), 29.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ocak 1, 2010

TCK ve SUÇ TEORİSİ

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.